Yemek Yapmak Bir Tutkudur...

Whats Your Google PageRank?
Google

16/3/2008

Enginar Mevsimi..

İnsan vücudu için en yararlı çiçek o.Evet bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi enginar bir çiçektir.Ansiklopedik bilgi verelim öncelikle...

Wikipedi diyor ki :Enginar (Cynara scolymus), Asteraceae familyasından mavi-mor renkli çiçekler açan, 50-150 cm boyunda çok senelik otsu bir bitki.

Gövdeleri dik, kuvvetli, sert ve boyuna olukludur. Yaprakları sapsız, büyük, uzun-oval ve parçalıdır. Çiçekler üst yaprakların koltuğundan çıkan, uzun sapların ucunda büyük başçıklar halinde toplanmıştır. Çiçek tablası etlidir. Hepsi tüp şeklinde olan çiçekleri ve bunların aralarında bulunan tüyleri taşır.

Faydaları: Enginarda A ve C vitaminleri, kalsiyum, potasyum, demir, manganez ve fosfor gibi çeşitli mineraller orta seviyede bulunur.

Enginarda bulunan Ciarin adlı madde karaciğer, safra kesesi, böbrekler ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardım eder. Bedeni ve ruhi bitkinliği giderir. Sarılıkta faydalıdır. Şeker hastaları için çok faydalıdır. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Vücuda dinçlik verir. Sinirleri güçlendirir. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Karaciğer hastalıklarının çabuk geçmesini sağlar. Kandaki üre ve kolestrolü düşürür. İdrar söktürür. Böbreklerdeki kumların dökülmesine yardım eder. Romatizmanın şikayetlerini geçirir. Mide ve bağırsakları temizler. İshali keser. Emzikli kadınlar, böbreklerinde veya mesanelerinde itihap olanlar yememelidir. Taze olarak tüketiminin yanında konserve ve derin dondurulmuş olarak kullanımı mümkündür.

Karaciğeri koruyucu:
Karaciğerin kendini yenileme yeteneğini artırılmasına yardımcı olabilir.
Karaciğerin hücre ölümünün azaltılmasına yardımcı olabilir.
Kolesterol seviyesini ayarlayıcı:
Kolesterol biyosentezi üzerinde etkili olduğu için, kandaki kolesterol seviyesinin ayarlanmasına yardımcı olabilir.
Sindirimi kolaylaştırıcı:
Karaciğerde safra salgılanmasının artmasına etki ederek hazımsızlık ve diğer sindirim şikayetlerinin azaltılmasına yardımcı olabilir.
İdrar söktürücü:
Enginar, böbreklerdeki üre konsantrasyonunu artırarak diürezin artmasına öncülük edebilir.

Bu mucize bitki ege bölgesinde farklı yemekleriyle baharda sofraların baş tacıdır.Kuzu etli enginar,enginar kızartması,enginar dolması,enginarlı pilav vs.Bugün sizlere zeytinyağlı enginar tarifi vereceğim.Yapması çok kolay olan bu lezzettli yemek aynı zamanda vücudunuz içinbir kurtarıcı(bkz:yukarısı :))

Vereceğim ölçüler 3 kişi için yeteri olacaktır.
İki enginar(orta boy ve sağları ile birlikte)
yarım demet taze soğan kuyruğu
1 taze sarımsak
yarım demetten biraz daha az maydanoz

Enginarların dış yapraklarının uçlarını kesip saplarından ayırın.Bu arada kenarda 1 kaşık un ,bir limon suyu ve bir bardak suyu karıştırın .Sakın limon kabuklarını atmayın.Yapraklarının üstünü kestiğinizi enginarların kenar yapraklarının bir kaçını temizleyin ve sonra dikine ortadan kesin.içindeki tüyleri bir çay kaşığının yardımı ile çıkarın .Yarım enginarları dikine dörde kesin .Kestiğiniz parçaları limonla ovup unlu karışımın içine atın,daha sonra kenara ayırdığınız sapları soyun.İçinde yumuşak kısımı göreceksiniz.O kısımları da küçük küçük doğrayarak yine unlu suyun içine atın.Soyduğunuz enginarları(suyun içinden alın),uzun uzun kıydığınız taze soğanlarla birlikte 2 kaşık zeytinyağıyla tencereye hep beraber koyun ve harlı ateşte bir kaç kez çevirin.Daha sonra enginarları içine koyduğunuz unlu suyu dökerek yemeğin altını kısın.Enginarlar yumuşayana kadar pişirin.Altını söndürdükten sonra ince kıyılmış maydanozu ekleyip karıştırın.

Afiyet olsun.

10/1/2008

Patlıcanlı Börek Yapıyoruz...

İlknur ablamın kulakları çınlasın ilk patlıcanlı böreği yediğim günü dün gibi hatırlarım.Bana böreğin içinde ne olduğunu söylememişlerdi patlıcan yemediğim için.Hayatımda yediğim en lezzetli böreklerden biriydi ve içinde patlıcan var dediklerinde inanmamıştım …Lisedeydim o zamanlar.Sonra üniversite yıllarında patlıcanı keşfettim ve şimdi patlıcansız nasıl yaşamışım diye düşünüyorum.Bence dünyanın en büyük tatlarından biri J

İlknur ablamın patlıcanlı böreği keyfim yerindeyken yaptığım yemeklerin başında gelir.Çok zor değildir aslında ama evdeki domates stoğunu tüketeceğinden daha çok yaza özgür bir börektir.Ben bu haftasonu kıymalı patlıcanlı olarak yaptım size her iki harcında tarifini vereceğim.

1. harç tarifi (kıymalı patlıcanlı):1 kg patlıcanı küçük küçük (baş parmağınızın ilk boğumu büyüklüğünde hemen hemen) doğrayarak bir baş ince kıyılmış soğanla birlikte zeytinyağında iyice yumuşayana kadar pişirin. Ocaktan indirmeden 5 dk kadar önce ½ tatlı kaşığı kimyon ve tuzunu (arzuya göre ekleyip karıştırın)

300 gr kadar kıymayı bir küçük baş rendelenmiş soğan ve bir diş rendelenmiş sarımsakla birlikte bir tavada arzunuza göre pişirin.Ben iyice kavrulmuş ve küçük küçük ayrılan kıymayı severim ama bazılarınız o kadar kavrulmuş istemeyebilir.

Bu iki harcı bir kapta birleştirin.

2. harç tarifi(domatesli patlıcanlı):1 kg patlıcanı küçük küçük (baş parmağınızın ilk boğumu büyüklüğünde hemen hemen) doğrayarak bir baş ince kıyılmış soğanla birlikte zeytinyağında pişirmeye başlayın.hafif rengi parlaklaştığında yine küçük küçük doğranmış 5-6 domatesi ilave edin ve suyunu çekene kadar pişirin.(Pişmeye yakın ½ tatlı kaşığı kümyon ve tuzunu ilave etmeyi unutmayın.)

Bu börek için dört yufka yetiyor.Orta boy bir tepsiyi yağlıyorsunuz önce.(Eğer benim gibi yağ konusunda dikkatliyseniz altına sadece aliminyum folya seriyorsunuz.Yağ koymuyorsunuz.) Bir başka tarafta ½ SB sıvıyağ ve ½ SB sodayı iyice karıştırıyorsunuz.İlk kat yufkanın üzerine bu karışımdan gezdiriyorsunuz.İkinci yufkayı bu yufkanın üzerine parçalayarak seriyorsunuz. Araya harcınız yayıyorsunuz ve 3. yufkayı yine parçalayarak seriyorsunuz.Yağ ve soda karışımdan bu katada gezdiriyorsunuz.En üst kata bir yufkayı seriyorsunuz ve yufkanın tepsi dışında kalan kısımlarını tepsinin altına doğru kıviriyorsunuz ve kalan sıvı karışımın tamamını üzerine döküyorsunuz.Fazla kısmı yufkayı kenarlarından kaldırarak altına gitmesini sağlıyorsunuz.Ben frına kesmeden önce kesip öyle fırına veriyorum çünkü sonra kesmek çok zor oluyor biraz yumuşak bir börek olduğu için .

Önceden ısıtılmış fırında 30-40 dk arasında pişiyor.Çokta lezzetli oluyor. Herkese afiyet olsun.


7/11/2007

Bal Kabaklı Risotto

risotto( www.negatif.com )



Uzun süre yatınca insan doğal olarak alışık olmadığı kadar çok televizyon izliyor.Gündüz kuşağının tuhaf kadın programlarından geçilmediği memleket medyasından beni kurtaran digitürk oldu sağolsun.Ben bu sürede bol miktarda yemek programı ve çizgi film izledim .İzlediğin yemekleri uygulayamamak sinir bozucu ama olsun bir yığın tarif almış oldum.

Televizyon programlarının beni tanıştırdığı aşcılar arasında benim favorilerim bir BBC klasiği olan Jamie Oliver,Bir İngiliz – Japon melezi şef Jun Tanaka ve ünlü Amerikalı aşcı Tyler Florence.Türkiye’de de hakikaten çok iyi aşcılar bunu hepimiz biliyoruz.Aşcılık Milli Takımı’mız büyük başarılara imza atıyor.Çok medyatik isimler olmadıkları için çoğumuz Ümit Yüksel’i ,Gökhan Tufan’ı ve diğerlerini tanımıyoruz.Gerçi Sahrap Soysal,Ümit Usta,Oktay Aymelek gibi hepimizin medyadan tanıdığı aşcılarımız da var.

Tyler Florence’ın Home TV ekranlarında yayınlanan benimde çok ilgi gösterdiğim Tyler’s Ultimate isimli programında usta aşcı dünyanın çeşitli ülkelerini gezerek klasik haline gelmiş yemeklerle ilgili yöresel tarifleri deniyor ve kendi tarifini yaratıyor.Bunun için ziyaret ettiği ülkeler ne yazık ki sadece dünyaca kabul görmüş mutfaklar.Mesela patlıcan yemekleriyle ilgili bölümde İtalya ve fransa’da geçti program.Bence ülkemiz bu konuda çok daha önemli ve lezzetli tariflere sahip.Bu yemekleri dünyaya tanıtacak olanda şüphesiz ki aşcılarımız.

Bu kadar sözün ardından aslında İtalyan mutfağından bir tarif vermek tuhaf olacak ama hazır Tyler Florence’dan bahsedince size onun programında gördüğüm bir risotto tarifinden bahsetmek istiyorum.

Risotto bildiğiniz gibi bir pilav türü.Bizim evde pişirsek lapa diyeceğimzi pilavı adamlar dünya mutfağına kabul ettirmişler.Şaka bir yana risotto bizim pilav için tercih etmeyeceğimiz nişastası yüksek pirinçlerden yapılıyor.Bunun için arborio pirincini artık zincir marketlerde bulabilirsiniz.Birde bir yerde okumuştum bizim baldo pirinci yıkarsanız risotto için uygun oluyormuş.

Risottoda temel nokta suyunu yavaş yavaş çektirmek.Tarifimizde yemeği yapmaya başlarken bir yanada tavuk suyunu kaynaması için koymanızı öneririm.Ben tavuk suyunu dondurup derin dondurucuda saklıyorum.Sizede öneririm konsantre olanlardan daha sağlıklı.Tavuğun kemiklerini ve bir baharat torbasına koyacağınız kekik ,biberiye ve karabiberi ,bir havuç,bir iki sap kereviz ve bir küçük soğanla kaynatın.Ama bir saat kadar kaynasınki iyice özü suya geçsin.Sonra suyu süsün ve soğutun.Ben bu suyu buzdolabı poşetlerinde koyuyorum derin dondurucuya .Ya da buz kalıplarına konabilir ama o zaman tüm derin dondurucunun kokma riski var.

Neyse konuyu çok dağıttım.Küçük bir soğanı biraz zeytinyağını koyduğunuz tencerenizde pembeleştirdikten sonra küçük doğranmış yarım kabağı ( bu bal kabağına benzeyen içi turuncu renkli olan bir kabak ben migrostan bal kabağı olarak aldım.) soğanla birlikte kavuruyorsunuz.Kaynayan tavuk suyundan bir kepçe ilave edin ve kabağın iyice pişmesini bekleyin,rahatça dağılacak hale gelmeli.Tencerede bir tahta kaşık yardımıyla püre haline getirdiğiniz kabağa bir bardak pirinciniz ilave edin.( bu tarşf 4 kişiye rahatca yetiyor.) Şimdi geldik suyuna.Birer kepçe ,birer kepçe suyu pirince ilave edip suyunu çektiriyorsunuz.

 

7/11/2007

Bel Fıtığı ve Sarhoş Spagetti

Çok uzun bir süredir ihmal ettim blogumu elde olmaya nedenlerle.Kısa bir özet vereyim:Bel fıtığı teşhisiyle yatıyorum haftalardır.İlk 5 hafta kımıldamadan yatırdılar,Sonra 2 hafta fizik tedavi gördüm ve son 3 haftadır koruma dönemindeyiz.Bunun sonucuda 5 haftadır çalışmaya başladığım ve işi oturmamı gerektirdiği için evde kesinlikle oturmak yasak.Bu da benim bilgisayarla arama görünmez bir duvar ördü tabiî ki.Fotoğrafları yükeleyecek ve tarif yazacak kadar çok bilgisayar başında oturamadım.

Bel fıtığı benim ikinci kez savaştığım bir rahatsızlık.Ağrı eşiğim yüksek olduğu için yine ameliyatlık bir noktaya geldiğinde müdahale edildi.Ve beni uzun süre hayattan kopardı.Bel fıtığından korunmak için hayatınızda bazı ufak noktalara dikkat etmeniz yeterli aslında.İşte bel rahatsızlıklarından korunmanız için yapmanız gereken 100 şey  :

1- Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın.
2- Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat edin.
3- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyiniz. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.
4- Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın. Belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.
5- Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşınız ve öyle alın. Bir cismi yerden alırken de önce onu bedeninize doğru yaklaştırıp sonra yükseltin.
6- Bir eşyayı taşırken de onu gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.
7- İki kişi iseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın bir ucunu asla bırakmayın.
8- Bir cismi kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın, ondan sonra yaklaşın. Kaldırma işlemine geçmeden önce cismi hafifçe yoklayarak bir kez de test edin ve ağırlığı hakkında tam bir fikir edindikten sonra kaldırın.
9- Cisimleri bedeninizle değil de önce beyninizle kaldırdığınızı unutmayın. Bunun için ağır bir yükü mutlaka kaldırmanız gerekiyorsa, haltercilerin yaptığı gibi çok iyi konsantre olun. Kaldırırken yavaş ve temkinli hareket edin, ani hareketlerden kaçının. Adalelerinize ani yük bindirmeyin. Kaldırma esnasında karın kaslarınızı kasarak bütün kas gruplarınızı aynı anda çalıştırın. Karın ve sırt adalelerinizin kasılması omurganızı destekler.
10- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.
11- Ayakta iken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.
12- Yük elinizde iken dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.
13- Beliniz geriye doğru eğilmiş vaziyetteyken sırtınıza ağırlık yüklemeyin. Mutlaka yüklemeniz gerekiyorsa dizleriniz biraz kırılmalı ve vücudunuz öne doğru hafif eğik olmalı.
14- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyin.
15- Bir cismi taşırken ayaklarınızın yere sağlam basması gerekir. Her iki ayağınız arasındaki mesafe de yaklaşık omuz genişliğinde olmalı ve ayak uçlarınız dışa bakmalı.
16- Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar vardır. Otururken zaman zaman pozisyon değiştirmeniz de iyi olur.
17- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın. Kol konacak sandalye ve koltukları tercih edin.
18- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat edersiniz.
19- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin; belinizi olabildiğince dik tutmaya gayret edin. Bu yüzden evinizdeki lavaboların mümkünse biraz daha yüksekçe yapılmasını sağlayın.
20- Her gün ez az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek artırın.
21- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuz size vereceği egzersizleri aksatmadan yapın. Çünkü düzenli egzersiz yapanlarda ağrının tekrarlaması daha seyrek görülür. Kronik ağrısı olan hastalar hafif ağrılı dönemde bile egzersizlerden yararlanırlar.
22- Sağlıklı olsanız bile her gün kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapın. Karın, sırt ve kalça adalelerinin vücudun tabii korsesi olduğunu unutmayın.
23- Egzersizleri, altında sunta veya tahta bulunan halı veya battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapın.
24- Egzersiz hareketlerinin sayısını gün geçtikçe yavaş yavaş artırın. Başlangıçta aşırılığa kaçmayın.
25- Spor veya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçının.
26- Spor veya egzersize başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapın.
27- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa uzman doktora danışın. Bir saati geçen rahatsızlık söz konusu ise o hareketi yapmayın.
28- Günlük yaşantınızda ani hareketlerden sakının. Özellikle yataktan veya koltuktan kalkarken ani hareket yapmayın.
29- Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.
30- Yüksek iskemlelerde veya benzeri yüksek yerlerde oturmak bele binen yükü artırır. Bundan kaçının.
31- Televizyon seyrederken veya herhangi bir gösteriyi izlerken koltukta sırtımızı kamburlaştırmak rahatsızlıklara yol açar.
32- Her gün beyaz peynir ve bir tabak yoğurt yemeyi yada bir bardak az yağlı süt içmeyi adet haline getirin Güneş ışığından yeterince istifade edin.
33- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutun. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu, bunun da belinizin biyomekaniğini olumsuz yönde etkilediğini unutmayayın.
34- Uzman hekime danışmadan bel korsesi kullanmayın. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayın.
35- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan belinizi asla çektirmeyin ve maniplasyon (el ile müdahale) yaptırmayın. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayın.
36- Üzüntü ve streslerin bel sağlığınızı da olumsuz yönde etkilendiğini bilerek ruh sağlığınıza özen gösterin. Ailevi sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidin. Lüzumu halinde bulunduğunuz ortamı geçici de olsa değiştirin veya tatile çıkın.
37- Yaptığınız işi sevin. Stres altında ve iş yerinde mutsuz olan kişilerde bel rahatsızlıkları daha sık görülür. Bu nedenle meslek seçimi konusuna henüz hayatın başındayken gereken önemi verin.
38- Günlük yaşamda gerginlikten kurtulmanın yollarını öğrenin.
39- Uzun topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabınızın topukları normal, ökçeleri yumuşak olsun. Orta topuk ayakkabılara alıştığınızda bunu mümkün mertebe değiştirmeyin.
40- Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi oturağınızın üstüne sanki düşüyormuş gibi bırakmayın. Yavaş yavaş kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçin.
41- Sandalye veya koltukta otururken, bir cismi (hafif dahi olsa) öne doğru eğilerek yerden almayın.
42- Beliniz ağrıdığı dönemlerde alafranga tuvaletleri tercih edin. Tuvalete otururken en azından tek elinizi destek olarak kullanın.
43- Tuvalet ihtiyacınızı giderirken oturur pozisyonda öne doğru eğilmeyin. Ağrılı dönemde alafranga tuvalette ters oturmanız bu açıdan yarar sağlayabilir.
44- Mutlak sert yatak istirahatinde iken ayaklarınızın altına birkaç yastık koyarak yükseltmeniz daha iyi olacaktır. Bu esnada yemeklerinizi yatarak yiyebilirsiniz. Namazlarınızı sağ yanınıza doğru yatarak işaretle kılabilirsiniz. Yastığınızın alçak olmasında da yarar var. Bu pozisyonda yorulursanız yan yatabilirsiniz.
45- Yan yatışta kalça ve dizlerinizden çekerek bacaklarınızı toplar ve ana rahmindeki gibi kıvrılarak durursanız rahat edersiniz. İki bacağınızın arasına yumuşak bir yastık koymanız da iyi olur.
46- Doktorunuz mutlak yatak istirahati vermişse tavsiyesine uyun. Bu tedavi esnasında ağrınız artıyor, durumunuz kötüye gidiyorsa doktorunuza bildirin. Birkaç gün içinde iyileşirseniz yine doktorunuzu haberdar edin. Uzman doktor hastanın tedaviye vereceği cevaba göre bu süreyi artırıp azaltabilir. Zaten ilk birkaç gün sonrasında hastalığın genel seyri kendisini belli eder. Prensip olarak hasta becerebildiği anda normal yaşantısına dönmelidir. Kriter hayat kalitesidir. Lüzumsuz uzamış yatak istirahati de doğru değildir.
47- Yorgunluğa bağlı olarak beliniz ağrıyorsa usulüne uygun yapılan 10-15 dakikalık istirahat en iyi ilaçtır. Tam rahatlamak ve gevşemek için ayaklarınızı sandalyeyle yükseltirken boynunuzun altına da küçük bir yastık koyabilirsiniz.
48- Sırtüstü yatarken yüksek yastık kullanmayın.
49- Yatağınız bel hizasından itibaren kırılabiliyorsa 45 derecelik bir açı oluşturacak tarzda ayarlayarak sırtınızı dayar ve dinlenebilirsiniz. Böyle bir yatağınız yoksa iskemleyi devirerek arkalığın üzerine yastık koyup aynı şekilde dinlenebilirsiniz.
50- Bacaklarınız düz pozisyondayken, ayakta dimdik uzun süre hareketsiz kalmayınız. Münavebeli olarak bir ayağınızı öne doğru uzatıp pozisyon değiştirin veya yürüyün.
51- Sağlıklı iken düzenli olarak spor yapın. Yüzmeye önem verin, yürümeyi ihmal etmeyin.
52- Daha önce bel rahatsızlığı geçirmişseniz, güreş, boks, judo, futbol, basketbol gibi mücadele sporlarından ve halter, jimnastik, golf, tenis gibi uğraşlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme ve yüzme gibi sporları tercih edin. Beli fazla eğmeden bisiklete binmek de faydalıdır.
53- Çocuklarınız hızlı gelişsinler diye onlara aşırı antrenman veya gereğinden fazla spor yaptırmayın.
54- Çocuklarınızı oturarak ders çalışırken öne veya yana eğik durmamaları konusunda onları sık sık uyarın. Masada uzun süre çalışması gereken kişilerin öne eğilmemeleri için çalışma yüzeyinin bir miktar eğimli olmasında yarar vardır. Masanızın altına da ayak dinlendirme basamağı koyunuz.
55- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyunuz ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alınız.
56- Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak belinizi germeyiniz. İpin seviyesini boyunuza göre ayarlayınız.
57- Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.
58- Yataktan kalkarken önce tam yan dönün, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçin ve öyle kalkın. Yatmak için ise önce yatak kenarına oturun ve bacaklarınızı yukarıya çekerken gövdenizi yatağa uzatın.
59- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin ve adeta kavrasın. Uzun yola çıkarken de belinizi ince bir yastıkla destekleyin.
60- Otomobile bindiğinizde koltuğunuzu pedallara yakın olacak şekilde ayarlayın. Dizlerinizin de kalçanızın biraz yukarısında durmasını sağlayın. Aksi halde beliniz rahat etmez.
61- Uzun süre araç kullanmayın. Şayet önünüzde kat edilecek çok uzun bir yol varsa sık sık mola vermeyi ve bu esnada biraz yürümeyi tercih edin.
62- Arabanızın bagajını boşaltırken de eşyaları öne, ileriye doğru uzanarak almayın. Önce bir ayağınızı tamponun üzerine koyun, sonra belinizi fazla eğmeden bagajı boşaltın.
63- Çocuklarınız okula giderken çantalarında mümkün mertebe az yük taşıtmaya çalışın. Bunun için sadece o günkü dersleri ilgilendiren kitap ve ders gereçlerini yanlarına almaları konusunda onları eğitin.
64- Ütü yaparken tek ayağınızın altına 15-20 santimetre yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin, belinizin rahatladığını göreceksiniz. Bir süre sonra basamağın üzerine öbür ayağınızı koyun.
65- Elektrikli süpürgeyle veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeyin ve belinizi dik bir pozisyonda tutmaya gayret edin. Bu nedenle uzun saplı süpürge kullanmak daha yararlı olacaktır. Bahçede çalışırken de uzun saplı aletleri tercih edin.
66- Yatağınız sert olsun. Yattığınız zaman vücudunuz yatağa gömülmesin. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan yumuşak veya çöküntülü yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta veya tahta olan yataklar ile üzerine yatıldığında omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen kaliteli ortopedik yatakları tercih edin.
67- Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçalarınız arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz ekranın üst düzeyi hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, önkol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur.
68- Daha önce bel rahatsızlığı geçirdiyseniz zıplama hareketi yapmayın ve yüksek bir yerden asla atlamayın.
69- Sağlıklıyken, günlük yaşantınızda tembel olmayın, hareketliliği tercih edin. Fazla harekete izin vermeyen iş ve hayat düzeni belinizi tehdit eder. Buna karşılık otobüs ya da metroda bir durak önce inmek, asansör yerine merdiveni kullanmak size çok şey kazandırır.
70- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı her iki bacağınıza eşit olarak paylaştırın. Ayakta dururken her iki omuz ve kalçanızın aynı hizada olmasına dikkat edin. Doğru duruşta çene içeri çekilmiş, baş dik, sırt ve bel düzdür. Bu duruşta kulaktan yere indirilen dik çizgi omuz ve kalçanın ortasından ve ayak bileği önünden geçer. Ayakta dururken sırt kambur, bel çukur, karın öne sarkık, göğüs yassılaşmış ve çene öne çıkmış olursa bu yanlıştır. Böyle bir pozisyon bele rahatsızlık verirken iç organlar da basınç altında kalır.
71- İşyerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bu nun beliniz için sakıncalı olduğunu biliniz. Bu nedenle ara sıra kalkıp dolaşınız. Çünkü oturur pozisyonda iken belinize binen yük, aya kta iken olduğundan belirgin şekilde daha fazladır. Hatta yapılan araştırmalarda günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır.
72- Sırtüstü yattığınızda veya bir halıya uzandığınızda bacaklarınızı dizlerinizden kırarak yukarıya doğru toplayın. Bu pozisyonda beliniz rahatlar ve ağrılarınız daha çabuk geçer.
73- Yan veya sırtüstü pozisyonda yatarak uyuyun. Yüzüstü yatmayın. Sırtüstü dümdüz uzanmak da doğru değildir.
74- Daha önce bel ağrısı tecrübesi yaşadıysanız testereyle odun kesmeyin. Şayet bu işlem esnasında alet takılırsa ileri ve geri doğru zorlayarak kurtarmaya çalışmayın.
75- İri cüsseli hayvanları yakalamak, yere yatırmak veya taşımak gibi zor bir işle meşgul olmak zorundaysanız tek başınıza çalışmayın. Bu işlemi birden fazla kişi beraberce yapın. İşi ehline bırakmak en iyisidir.
76- Saçınızı yıkarken öne doğru iki büklüm eğilmeyin. Yere diz çöktükten sonra dirseklerinizi küvetin kenarına dayayıp başınızı yıkayabilirsiniz. Daha da iyisi küvetin içine girip oturarak yıkanmaktır.
77- Bel rahatsızlığınız varsa kamyon, kepçe, greyder gibi belinizi sürekli sarsan iş makinelerini kullanmayın.
78- Koltukta kitap okurken sırtınız arkaya yaslanmış ve başınız dik pozisyonda olmalı. Baş ve boyun öne eğilmiş şekilde okumak beli de rahatsız eder.
79- Masaya veya herhangi bir yere dayanarak dinlenecekseniz beliniz çukur vaziyette olmasın. Kalça ve dizlerinizi bükerek kendinize daha rahat bir pozisyon verin.
80- Ayakta çalışırken ayağınızın altına alçak bir cisim çekin. Vücut ağırlığını zaman zaman bir bacaktan diğerine aktarın. Bulaşık yıkarken lavabonun altındaki dolabı açarak bir bacağınızı içeriye doğru sokarsanız rahat ettiğinizi göreceksiniz.
81- Çalışırken kendinizi aşırı yormayın. Bazen bir işten diğerine geçmek de dinlendirici olabilir.
82- Merdivenlerden inerken bastığınız basamaklara çok dikkat edin. Bazen son basamağa geldiğinizi sandığınızda bir basamak daha vardır ve siz farkında olmadan tüm vücudunuzla aşağıya doğru düşersiniz. İşte bu çok tehlikeli bir harekettir, bundan kaçının.
83- Tarlada, inşaatta, işyerinde, evde çalışırken veya kar kürerken beliniz aniden ağrımaya başladıysa geri kalan işi bitirmek üzere gayret sarf etmeyip hemen istirahata çekilin. Sert bir zeminde sırtüstü uzanıp dizlerinizi hafifçe bükerek bacaklarınızı yukarıya doğru toplamış vaziyette 15-30 dakikalık istirahat oldukça rahatlatıcı olur. Eğer bu süre sonunda iyiye gidiş yoksa doktorunuza müracaat edin. Hastalığınız esnasında istirahat süresinin uzun mu yoksa kısa mı olacağını önceden kestirebilmek çok zordur ancak manyetik rezonans görüntüleme metodu uzman doktora bu konuda bir fikir verir.
84- Sık sık eğilip bükülmenizi gerektiren bir iş yapıyorsanız belirli aralıklarla dinlenin. Bu dinlenme esnasında da belinizi aksi yönde esnetin.
85- Bebeğinizi beşikten veya yattığı yerden alırken ona doğrudan uzanmayın. Önce dizlerinizi kırarak çökün ve bebeğe yaklaştıktan sonra kucağınıza alın.
86- Bir yaşını geçmiş çocuklarınızı kucağınıza alıp sevmek için belinizden eğilerek ileriye doğru uzanmayın. Mutlaka dizlerinizi kırarak kucaklayın ve severken de yanınıza oturtarak veya beraberce yatarak sevin.
87- Beliniz ağrıyor ve özellikle de ağrı bacağınıza vurmaya başlamış ise vakit geçirmeden uzman doktora müracaat edin. Doktor olmayan kişilerle kaybedeceğiniz vaktin bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabileceğini unutmayın.
88- Kapı veya pencereyi açarken zorlanıyorsanız bu işi yapmak üzere daha güçlü bir kişiden yardım isteyin.
89- Karın kaslarının kasılmasıyla oluşan etki disk içindeki basıncı bariz miktarda azaltır. Günlük yaşantınız esnasında çeşitli yerlerde beklerken karnınızı içeri çekerek adalelerinizi gerin ve gergin vaziyette 10’a kadar sayarak soluk almadan öylece durun. Sonra yavaş yavaş gevşeyin. Soluk tutma süresini haftalar ilerledikçe giderek artırın. Karın kaslarınız kasılmış vaziyette soluk alıp vermeye alışın.
90- Bel fıtığının en çok etkilediği alanlardan biri de kişinin cinsel hayatıdır. Bu konudaki sıkıntılarınızı doktorunuza anlatmalısınız. O size cinsel perhiz ve aktif cinsel hayatınızın ne şekilde olacağı konusunda geniş bilgi verir. Ancak ağrının şiddetini koruduğu süreçte ve akut dönemlerde cinsel perhiz uygundur. Şikayetler gerileyip kişi kendini aktif cinsel hayata hazır hissettiğindeyse çiftlerin yan yattıkları pozisyon (erkek arkada) tercih edilmelidir. Hastalığı geçirmiş olan kişinin altta bulunduğu ve belini hafif bir yastıkla desteklediği pozisyon da nispeten tavsiye edilebilir.
91- Bel rahatsızlığı geçirmiş bir kişi olarak uçak biletinizi alırken ayağınızı rahatça uzatabileceğiniz bir yeri tercih ediniz. Uzun süreli yolculuklarda koltuğunuzu hafifçe arkaya yatırınız ve belinizi ince bir yastıkla destekleyiniz. Yolculuk esnasında sürekli oturmayıp ara sıra ayağa kalkarak bir miktar yürüyünüz. Yolculuk bitiminde valizlerinizi tekerlekli arabaya koyarak taşıyınız. Zaten valizleriniz tekerlekliyse problem olmaz. İmkan varsa sonunda sıcak bir küvete veya jakuziye girerek adalelerinizi rahatlatınız.
92- Belinizin ağrıdığı günlerde çevrenizdeki insanlardan yardım istemekten çekinmeyin. Evde eşiniz ve çocuklarınız, iş yerinde ise arkadaşlarınız rahatsızlığı atlatmanızda size yardımcı olabilirler. Arabanızı bile birkaç gün süreyle başka birileri kullanabilir. Her işi bizzat kendiniz yapmak zorunda değilsiniz.
93- Doktorunuzun verdiği ilaçları tavsiye edildiği gibi kullanmaya özen gösterin. Mide problemi veya herhangi başka bir yan etki ortaya çıkarsa doktorunuza bildirin.
94- Bel ve sırt ağrılarının bir kısmı günlük hayatta yaşanan stres, endişe, kızgınlık, kıskançlık, üzüntü ve bastırılmış öfke gibi duygular sonucunda ortaya çıkar. Devam eden bu tip duygular karşısında belirli bir çözüm ve rahatlama sağlanmazsa beyin vücudun herhangi bir bölgesinde ağrıyı başlatma komutunu sizden habersiz olarak verir. Böylece asıl meseleden kaçılarak ilgi başka tarafa çekilir. Bel de bu tip olaylardan sıklıkla nasibini alan bölgelerden biridir. Böyle bir mekanizmanın tuzağına düşmüş olan kişi minicik ağrılarını büyütür. Aslında bu şekilde çözülememiş duygusal problemlerden kaçılmaktadır. Doktora müracaat ettiğinizde yapılan tetkikler neticesinde ciddi bir hastalık teşhisi net olarak ortaya konamamışsa yukarıda anlattığımız mekanizma aklınıza gelsin. Bir taraftan asıl probleminizi bulup çözmeye çalışırken diğer taraftan telkinle hasta olmadığınıza kendinizi inandırıp “Hasta değilim!” deyiniz. Ağrılarınızın hafiflediğini hatta kaybolduğunu göreceksiniz.
95- Tedaviniz bitip yeniden iş hayatınıza döndüğünüzde faaliyetlerinizi yavaş yavaş arttırın. Hatta ilk birkaç gün yarım mesai ile yetininiz. Belinize aşırı yükleme yapmayınız. İş, aile ve sosyal hayatınızda bu kitaptaki öğütleri daima göz önünde bulundurunuz.
96- Alkol diğer birçok zararlarının yanı sıra kemik sağlığını da olumsuz yönde etkiler. Omur kemiklerindeki mineral kaybı ve sağlıksız yapı dolaylı olarak disklere etki eder. Alkol kullanmamaya özen gösterin.
97- Sigara içenlerin vücudundaki tüm hücreler yeterli oksijen alamaz. Bu olaydan kalp, akciğer ve beyin başta olmak üzere bütün organlar etkilenir. Omur kemikleri arasındaki diskler de oksijensiz ortamda daha kolay dejenere olur ve zamanla kendilerini tamir etme yeteneklerini kaybeder. Böylece bel fıtığı gelişmesi riski de artar. Sigara ayrıca öksürüğü başlatır. Öksürük ise dejenere olmuş ve zayıflamış disklerin üzerine aşırı bir basınç uygulayarak bazen bardağı taşıran son damla olabilir. Sigara içmeyin, içiyorsanız mutlaka bırakın. Gönüllü kuruluşlardan ve kendi doktorunuzdan da yardım alabilirsiniz.
98- Tek bir çeşit bel fıtığı olmadığı gibi, tek bir çeşit bel fıtığı tedavisi de yoktur. Öyle bir bel fıtığı vardır, yalnızca ilaç ve istirahat yeterli olur. Öylesi de vardır ki fizik tedavi
ve diğer konservatif tedavi türleriyle iyileşir. Fakat bazı bel fıtığı hastaları da vardır ki mutlaka cerrahi girişim gerekir. Bu nedenle elindeki tek bir tedavi çeşidiyle tüm bel fıtığı hastalarını iyi ettiğini söyleyen şahıslara inanmayın. Sağlığınızı uzman doktorlara emanet ediniz.
99- Uzman doktor yaptığı muayene ve tetkikler neticesinde sizdeki bel fıtığının cerrahi girişim gerektirdiğine karar vermiş ise ameliyattan kaçmayın. Lüzumsuz kaybedilen zamanın bazen telafisi imkansız sonuçlara yol açtığını bilin. Prensip olarak cerrahi girişim son çaredir ancak yapılan bütün konservatif tedavilere rağmen iyileşme görülmüyor ve inatçı bir ağrı varlığını sürdürüyorsa cerrahiden çekinmeyin.
100- Her yere araba ile gitmek, televizyonu bile uzaktan kumanda ile açıp kapamak, sürekli oturarak çalışmak, kilo aldıracak her türlü besini umursamadan yemek doğru bir yaşantı değildir.

 

Kaynak :Belfitigi.com


spagetti( www.negatif.com )

Evet hastalıklarla başınız ağrıttığımız yeter gelelim yemek tarifine.

Efendim sarhoş spagetti ünlü İtalyan aşcı David Rocco’nun Home TV’de yayınlanan ,David Rocco’yla tatlı hayat programında duyduğum ve nasıl olur bu diye uyguladığım ama kendimce düzenlemeler yaptığım tariflerden biri.Bu makarnadan hoşlanmanız için öncelikli olarak alkolle aranızın iyi olması gerekli.Bu spagettinin en önemli özelliği Haşlama suyundan pişmeden alınması ve şarapla pişirilmesi.Ben şu aralar spagettinin yassı olanlarından kullanıyorum.Klasik makarna tarifinde olduğu gibi makarnayı kaynayan suyunuza atıyorsunuz.Bu arada bir tarafta sosunuzu hazırlıyorsunuz.Ben soğan,domates ve kıymadan oluşan sosumun içine tat versin diye biraz muscat rendeliyorum,biraz kekik ve karabiber tabiî ki.Kaynayan sosun içine bir kaşık bal ile birlikte ½ şişe kırmızı şarabı koyuyorsunuz. Şarabın alkolü buharlaşana kadar( 10 dk kadar) sosu şarapla birlikte kaynatıyorsunuz.Bal burada şarabın ekşiliğini alma konusunda yardımcı oluyor.Diri olarak sudan aldığınız makarnayı soğuk sudan geçirerek (pişmesini durdurmuş oluyoruz.) sosun içine ilave ediyoruz ve makarna şarabı çekene kadar pişiriyoruz.hakikaten farklı bir tadı oluyor.Hafif ekşimsi ama lezzetli.Yanında her çeşit et ızgara iyi gider .

Afiyet olsun

18/9/2007

İtalya Gezi Rehberi-Venedik

Son günlerde bel fıtığı nedeni ile yataktan kalkamıyorum.Bu yüzden ne yemek yapabiliyorum ne de yazı yazabiliyorum.Diğer blogumda ki bir gezi yazısını sizinle paylaşmak istedim.Görüşmek üzere

İtalya'ya gitmek kendimi bildim bileli hayalim olmuştur.Bunun nedenini hiç bilmiyorum. Ama Roma'ya gittiğimde hissettiğim o aidiyet duygusu reenkarnasyonun gerçekliği ve benim geçmiş hayatlarımda bir Roma'lı olduğum fikrini uyandırmadı desem yalan olur

İtalya 'ya 2005 yılının Temmuz ayında Sevgili Dostum Serap'la birlikte 7 günlük bir turla gittik.Temmuz ayı gerçekten İtalya seyahati için en uygun aylardan biri.Eğer alışveriş gibi bir fikriniz varsa kesinlikle seçmeniz gereken bir ay.Neden mi? Çünkü İtalya'da kanuni olarak iki ay ucuzluk var.Onlarda Ocak ve Temmuz.Yani esnaf öyle kafasına göre"Saldi" levhası asamıyor İtalya'da.

Güzel bir Temmuz sabahı saat 11:30 gibi indik Bologna havalimanına.Benim tahminim Atatürk Hava Limanında bizi didik didik arayacaklarına emin oldukları için İtalyan gümrük görevlileri bize sadece şöyle bir bakmakla yetindi ve Türkiye'den çıktığımızdan çok daha kolay girdik İtalya'ya.Otobüsümüz Havaalanından ilk durağımız olan Venedik'e hareket ettiğinde kandırıldığımızı düşünmeye başladık Serap'la.Çünkü kendimizi Ege'de bir yerden bir yere yolculuk ediyor gibi hissetmiştik.Aynı bitki örtüsü karşılamıştı bizi.Bu duyguya zamanla İtalya'da pek çok yerde hissedecektik.Sonunda karar veriyorsunuz zaten Akdeniz geni diye birşey var :)

Ben İtalya'ya giderken bir parça italyanca öğrenmenin fena olmayacağını düşünerek kendime bu konuda bir kaç döküman edinmiştim.Size de kesinlikle tavsiye ederim çünkü İtalyanların çok büyük bir kısmı İngilizce bilmiyorlar.Bu yüzden tarzanca anlaşmak zorunda kalıyorsun.

Otobüsümüz bir benzin istasyonunda mola verene kadar biz kendimiz hala Fethiye'ye gidiyor sanıyorduk :)Ama istasyonda herkes İtalyanca konuşuyor olunca anladık ki İtalya'dayız.:)İtalya'da otoyol boyunca bulunan benzin istasyonlarının herbirinde mükellef bir lokanta da buluyorsunuz.Bazıları daha fast food sınırlarında olsada sizin yiyecek içicek ihtiyaçlarınızı rahatlıkla karşıayacak alternatifler mevcut.

Bu gezide yediğim içtiğim bana kalıp sadece gezdiğim gördüğümü anlatmam mümkün olmadığı için bu tip ayrıntılarıda vermek istiyorum.Öncelikle domuz eti yemek istemiyorsanız ilk öğrenmeniz gereken "non mayyale" demek.
Ya da et ürünlerine kesinlikle dokunmayacaksınız çünkü İtalyanlar domuz eti dışında pek et kullanmıyorlar.Bu nedenle bu gezi sizi gizli bir veyeteryana dönüştürme riski taşıyor.Ama üzülmeyin heryerde muhteşem peynirler ve deniz ürünleri bulma şansınız var.Biz ilk otoyol restoranı deneyimimizde bildik şeyler yemeye karar verdik ve bizdeki bazlamaya benzeyen bir tost seçtik.Bildiğimiz bazlamayı ortadan katlayıp içine peynir ve karabiber koyarak tost yapmışlardı ve çok güzel olmuştu.

Bu otoyol restoranlarında ayrıca birçok ürün bulacağınız marketlerde var.Gıda ürünlerinin yoğunlukta olduğu marketlerde herşeyi bulabiliyorsunuz ama ..Aman dikkat fiyatlar çoğunlukla fahiş olarak nitelendirilebilir.İyisi mi siz şehre inmeyi bekleyin alışveriş için.

Küçük yemek molamızın ardından Venedik'e doğru yola çıktık.Venedik'e gitmek için önce Mestre adı verilen yeni şehre geliyorsunuz.Burası artık nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı ve eski Venedik'le hiç alakası olmayan bir bölge.Mestre'ye girerken bir şok daha yaşıyorsunuz ve İtalyan şehirlerinin çoğunda ziyaret için bir ayakbastı parası ödendiğini görüyorsunuz.Bu para şehrin önemli gelirlerinden birini teşkil ediyor.Mestre'den vapura binerek Venedik'e doğru yola çıkıyoruz. Vaporettolar Venedik'e seyahatin en eğlenceli yolu.Eğer isterseniz Mestre'den kalkan trenleri de tercih edebilirsiniz ama ben Venedik'e girişteki o muhteşem manzarayı kaçırmayın derim.

Venedik ; kuzey İtalya'nın doğusunda Adriyatik denizi kıyılarında karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demir yolu köprüsü ile bağlanan , yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehri.Venedik'te adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprü bulunuyor.Venedik ; tarih boyunca Avrupanın en önemli ticaret başkentlerinden biri olmuştu.Bu ticarette Türklerin payı çok büyüktü.Bu sebeple bölgede bir çok yerde Osmanlı izlerine rastlıyorsunuz. Şimdiyse Venedik'te yaşayanların %50'den fazlası geçimlerini turizmden sağlamaktadırlar.Bugüne kadar ki rekor bir günde 150.000 turisttir.Aman dikkat bu kadar turistik olması ve herşeyin deniz yoluyla taşınması sonucu fiyatlar İtalya'nın geneline göre %10 daha pahalıdır.

Venedik'te karaya ayak bastığında hayranlıkla ortalığı seyretmeye koyuluyorsunuz. Aman ha bu arada grubu kaçırmayın.Gerçi Venedik küçük bir yer olsada kaybolma riski her zaman var.Ama bu durumda unutmayın Venedik'te duvarlarda yolu gösteren tabelalarla çok kolay bir şekilde St.Marco Meydanı'na ulaşırsınız.Bu yüzden birileriyle buluşacaksanız en iyi tercih St.Marco Meydanı olacaktır.

St.Marco'ya doğru giderken sizi ilk önce Dükler Sarayı karşılıyor.Tarih boyunca Venedik'in Mahkemesi olarakta kullanılmış bu binanın arkasında "iç geçirme köprüsü" var ki ekteki resimde görüyorsunuz.Bu köprüden geçen mahkumlar hapishaneye gitmeden önce son bir kez şehre bakar ve iç geçirirlermiş bu yüzden köprünün adı iç çekme köprüsü.St.Marco Meydanı, Şehrin en güzel anıt binalarından Dükler Sarayı ve Sansoviane Kütüphanesinin her iki yandan sınırladığı ve St.Marco Kilisesi ile sonlanan bir alandır. Alan ilk kurulduğunda pazaryeri olarak tasarlanmış ve kullanılmışsa da 1536 yılından sonra alanın temiz tutulması amacıyla burada pazar kurulması yasaklanmıştır. Alanın deniz tarafında, her iki tarafında birer tane sütun yer alır. Birinin üzerinde St.Marco'dan önce şehrin korucusu olan Bizans Kraliçesi Teodora'nin heykeli diğerinin üzeride ise Kentin koruyucusu St.Marco'yu sembolik olarak temsil eden ve Venedik'in de sembolü olan bronz bir aslan heykeli yer alır.

Meydan şu anda çok güzel cafelerle çevrili.Buralarda oturup St.Marco'nun hareketini seyrederken bir çok yerde canlı olarak verilen klasik müzik konserlerinin de tadını çıkarabiliyorsunuz.Bu yerlerdeki fiyatların şehrin içindeki restoran ve cafelere göre daha pahalı olduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Venedik Katedrali olarak da tanınan St.Marco Kilisesi,828 yılında Mısır'ın İskenderiye kentinden Venedikli iki tüccarın getirdiği St.Marco'ya ait rölikler ( kutsal sayılan birine ait vücüt parçaları veya eşyalar)i muhafaza etmek amacıyla yapılmıştır. Kilise,yapı plan olarak Bizans Mimarisinde bir dönem sıkça uygulanan Yunan Haçı (+) planındadır. Dört eşit kolun her biri bir koridor ve kolların kesişiminde oluşmuş bir orta açıklık planın esasını oluşturur. Her kol ve orta açıklık birer kubbe ile örtülüdür.Kubbeler pandantifler yardımıyla ayaklara ve sütunlara otururlar. Yapının içinde kubbe içleri, pandantifler , kemer ve tonozlar , dışta ise ön cephede yer alan kemer alınlıkları mozaik tekniği ile resimlenmiştir. Resimlerde İncil'de yer alan özellikle Hz.İsa'nın hayatı ve mucizeleri ile St.Marco'nun hayatıyla ilgili konular işlenmiştir; ayrıca dekoratif amaçlı olarak bitki motifleri de özellikle kemerlerde görülür. St Marco Kilisesi Bizans Mimarisine öykünülerek planlanmış olmasına rağmen her dönemde getirilen bir çok parça ile Gotik, İslam ve Rönesans Üsluplarının özelliklerini de taşır.1204 yılında Constantinapolis'e, Osmanlıya karşı güç oluşturmak için gelen Haçlı Ordusu, kenti yağmalamış, Bizans Devletinin bir dönem yıkılmasına da sebep olmuşlardır.Bu orduyu oluşturanlardan bir gurubu da Venediklilerdir. Yağmaladıkları sayısız eser arasında bronz 4 at heykeli ve Doğu Roma Ve Batı Roma İmparatorlukları 'nın birliğini sembolize eden Tetrark adlı 4 figürden oluşan heykeller en bilinenlerdir. Bugün St.Marco Kilisesi'nin cephesinde yer alan bu heykellerden Tetrark heykelinin kırık bölümü yakın zamanda kazılarda İstanbul'da çıkmış ve Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Oysa Venedik'te bu heykelin ve daha birçoğunun nereden geldiği belli değil veya Suriye kökenli olduğu söylenir. Hem 4 at heykelinin hem de Tetrark heykelinin orijinalleri St.Marko Kilisesi Müzesindedir. Müze bölümüne St Marco Kilisesi'nden ayrı olarak ücret ödenerek girilir.

St. Marco Meydanından kuzeye doğru ilerleyerek Grande Canale(Büyük Kanal) ve Rialto Köprüsüne ulaşıyorsunuz.Bu ikinci köprü Büyük Kanal üzerindeki en eski köprüdür. Orijinali ahşap olan köprü 1440 yılındaki onarımda adeta yeniden ve yine ahşap olarak yapılmış ve bu onarım sırasında köprüye dükkanlar da ilave edilmiştir. Ortadan, gerektiğinde açılarak büyük deniz taşıtlarının da geçebildiği Rialto Köprüsü'ne bu özellik 16. yüzyılda kazandırılmıştır. Bugün köprü üzerinde 24 adet dükkan, arkadlı bir düzenlemeyle, yer alır.Köprünün arkasında pazar yeri ve küçük küçük dükkanlar var ki bence alışveriş yapmayı düşünüyorsunuz en uygun yerler burası.Venedik'e gidip mutlaka bir mask edinmedinizi tavsiye ederiz.Fiyatları 15 Euro'dan başlayıp çok yüksek fiyatlara ulaşabiliyor.Bir de pazar içinde Gepetto insanın pinokyo kuklalarını,murano cam eşyalarını ve ya burano dantellerini bulabilirsiniz.Ben cam eşya alırken dikkat edin derim çünkü Venedik'te satılanların genelde uzak doğudan gelen fabrikasyon ürünler olduğu ve hand made cam olacaksak mutlaka Murano'daki, fabrikalardan almamız gerektiği konusunda bizi uyardılar.

Rialtodan çıktıktan sonra Venedik sokaklarında kaybolmaya karar veriyoruz ve dalıyoruz şehrin sokaklarına.Küçük cafeler,rengarenk mağazalar.Venedik tam bir renk cümbüşü.Her an karşınıza partilerden birinden fırlamış maskeli birileri çıkabiliyor.Ve şehrin her yerindeki gondollar.Gondola binmeden Venedik'te olduğunuzu anlayamıyorsunuz diyorlar ve hemen kendimizi bir gondola atıyoruz bizde.O arada öğreniyoruz ki gondolcular öğle saatlerinde arya söylemiyorlarmış.Çünkü insanlar öğle saatlerini uyuyarak geçirdiğinden şarkı söylemeleri yasaklanmış.Biz 'o sole mio" 'yu kendi kendimize mırıldanarak geziyoruz büyük kanalda.Venediği gondolla dolaşmak hakikaten keyifli.Bu arada önünden geçtiğimiz her güzel yeride kafamıza kaydediyoruz burayada gelelim diye.

Gondoldan indikten sonra sokak turumuza devam ediyoruz.Bu arada İtalya gezimiz boyunca bize en çok faydası olan şeyi keşfediyoruz,küçük marketleri.İtalya geziniz boyunca en çok parayı yemek ve suya ödeyebilirsiniz.Bu küçük marketler bu konuda yardımınıza koşuyor.Biz o ana kadar bir lt'lik suya en az 2 EUR ödemiş idik fakat markette 50 cente rahatlıkla su alabiliyorsunuz.Ayrıca tüm şehirlerde sokaklarda çeşmeler var ve çeşmelerin suyu içilebiliyor.Bu yüzden şişenizi bu çeşmelerden rahatlıkla doldurabilirsiniz.Eğer sizde bizim gibi günlük yemek giderinizi belli bir rakamda tutmak ve akşam yemeklerinde canınızın istediğini yemek istiyorsanız bu marketlerden öğlen için çok hoş atıştırmalıklar alabilirsiniz.

Venedik sokaklarındaki turumuzun ardından yemek yemek için oradaki lokantalardan birine girdik .Efendim italya'da bir çok çeşit restoran olduğunu duymuştum.Ristoranteler,trattorialar ve pizzerialar bunlardan bir kaçı.Biz genelde ufak trattoriaları tercih ettik.Yerli halkı gözlemlemeye çalışıp onların rağbet ettiği restoranlara gitmek tüm geziler için genel bir öneri olabilir.Hatta onlardan fikir bile alabilirsiniz.Bu sayede yöresel yemekleri uygun fiyatlara tatma şansınız olacaktır.Muhteşem bir spagettinin ardından otelimize dönmek üzere yola çıktık .Ve Venedik'in geceleri ne kadar muhteşem göründüğüne şahit olduk.Görülmesi gereken her yer o kadar güzel ışıklandırılmış ki sizi rahatsız etmediği gibi dikkatinizi çekebiliyor.

Ertesi gün rotamızda Venedik'le birlikte Venedik'e bağlı iki ada Burano ve Murano'da vardı.

Murano cam işçiliğiyle ünlü bir ada.Anlatılanlara göre Venedik hükümeti zamanında cam işçiliğiyle ünlü ustaları (1291 yılında) Murano'ya kelimenin tam anlamıyla hapsediyor.Cam işçiliğiyle ilgili sırların çalınmaması için tüm ustaları Murano'ya gönderiyor ve adadan çıkmalarına kesinlikle izin vermiyorlar.Aileleriyle birlikte Murano'ya yerleşen cam ustaları kuşaklar boyu çocuklarına sanatın inceliklerini öğretiyorlar.Ada cam ocaklarıyla çevrilmiş bir durumda ve genellikle turistler için özel cam işleme seanslarıda düzenliyorlar.Eğer bu tip şeylerden hoşlanıyorsanız benim gibi kendinizi kaybetmeniz ve Türkiye'ye bir valiz dolusu cam eşya'yla dönmeniz mümkün :)

Burano adası ise el yapımı dantelleriyle ünlü bir ada.Burano dantelleri bizim bildiğimiz danteller gibi el ile örülmüyor.Özel bir şekilde dokunuyor.Bu konuda ustalık kuşaklar boyu aile içinde devrediliyor.Yalnız öğrendiğimiz kadarıyla gençlerin bu sanata ilgisi olmadığı için kaybolma tehlikesi taşıdığı ve şu an en genç dantel ustasının 35 yaşında olduğuydu.Orta boy bir dantelin bir haftada dokunduğunu öğreniyoruz.Çok zahmetli ama ortaya çıkan sonucu çok güzel bir çalışma.Bu yüzdende Burano dantellerinin fiyatlarıda çok yükseklerde seyrediyor.Bu adadan bir hatıra almak istiyorsanız içinde küçük bir parça dantel olan anahtarlıkları öneriyorum.
Adanın bir diğer özelliğide rengarenk evleri.Burano aslında bir balıkçı adasıymış .Analatılanlara göre gece sarhoş bir şekilde eve dönen balıkçıların evlerini bulabilmeleri için evleri ve sandalları aynı renge boyanırmış.Bu gelenek halen devam ettiğinden resimde de görebileceğiniz gibi Burona dünyanın en renkli yerlerinden biri.
Bundan sonraki durağımız Floransa..Devam edeceğiz.

« Önceki :: Sonraki »