İtalya Gezi Rehberi-Venedik

2007-09-18 13:46:00

Son günlerde bel fıtığı nedeni ile yataktan kalkamıyorum.Bu yüzden ne yemek yapabiliyorum ne de yazı yazabiliyorum.Diğer blogumda ki bir gezi yazısını sizinle paylaşmak istedim.Görüşmek üzere

İtalya'ya gitmek kendimi bildim bileli hayalim olmuştur.Bunun nedenini hiç bilmiyorum. Ama Roma'ya gittiğimde hissettiğim o aidiyet duygusu reenkarnasyonun gerçekliği ve benim geçmiş hayatlarımda bir Roma'lı olduğum fikrini uyandırmadı desem yalan olur

İtalya 'ya 2005 yılının Temmuz ayında Sevgili Dostum Serap'la birlikte 7 günlük bir turla gittik.Temmuz ayı gerçekten İtalya seyahati için en uygun aylardan biri.Eğer alışveriş gibi bir fikriniz varsa kesinlikle seçmeniz gereken bir ay.Neden mi? Çünkü İtalya'da kanuni olarak iki ay ucuzluk var.Onlarda Ocak ve Temmuz.Yani esnaf öyle kafasına göre"Saldi" levhası asamıyor İtalya'da.

Güzel bir Temmuz sabahı saat 11:30 gibi indik Bologna havalimanına.Benim tahminim Atatürk Hava Limanında bizi didik didik arayacaklarına emin oldukları için İtalyan gümrük görevlileri bize sadece şöyle bir bakmakla yetindi ve Türkiye'den çıktığımızdan çok daha kolay girdik İtalya'ya.Otobüsümüz Havaalanından ilk durağımız olan Venedik'e hareket ettiğinde kandırıldığımızı düşünmeye başladık Serap'la.Çünkü kendimizi Ege'de bir yerden bir yere yolculuk ediyor gibi hissetmiştik.Aynı bitki örtüsü karşılamıştı bizi.Bu duyguya zamanla İtalya'da pek çok yerde hissedecektik.Sonunda karar veriyorsunuz zaten Akdeniz geni diye birşey var :)

Ben İtalya'ya giderken bir parça italyanca öğrenmenin fena olmayacağını düşünerek kendime bu konuda bir kaç döküman edinmiştim.Size de kesinlikle tavsiye ederim çünkü İtalyanların çok büyük bir kısmı İngilizce bilmiyorlar.Bu yüzden tarzanca anlaşmak zorunda kalıyorsun.

Otobüsümüz bir benzin istasyonunda mola verene kadar biz kendimiz hala Fethiye'ye gidiyor sanıyorduk :)Ama istasyonda herkes İtalyanca konuşuyor olunca anladık ki İtalya'dayız.:)İtalya'da otoyol boyunca bulunan benzin istasyonlarının herbirinde mükellef bir lokanta da buluyorsunuz.Bazıları daha fast food sınırlarında olsada sizin yiyecek içicek ihtiyaçlarınızı rahatlıkla karşıayacak alternatifler mevcut.

Bu gezide yediğim içtiğim bana kalıp sadece gezdiğim gördüğümü anlatmam mümkün olmadığı için bu tip ayrıntılarıda vermek istiyorum.Öncelikle domuz eti yemek istemiyorsanız ilk öğrenmeniz gereken "non mayyale" demek.
Ya da et ürünlerine kesinlikle dokunmayacaksınız çünkü İtalyanlar domuz eti dışında pek et kullanmıyorlar.Bu nedenle bu gezi sizi gizli bir veyeteryana dönüştürme riski taşıyor.Ama üzülmeyin heryerde muhteşem peynirler ve deniz ürünleri bulma şansınız var.Biz ilk otoyol restoranı deneyimimizde bildik şeyler yemeye karar verdik ve bizdeki bazlamaya benzeyen bir tost seçtik.Bildiğimiz bazlamayı ortadan katlayıp içine peynir ve karabiber koyarak tost yapmışlardı ve çok güzel olmuştu.

Bu otoyol restoranlarında ayrıca birçok ürün bulacağınız marketlerde var.Gıda ürünlerinin yoğunlukta olduğu marketlerde herşeyi bulabiliyorsunuz ama ..Aman dikkat fiyatlar çoğunlukla fahiş olarak nitelendirilebilir.İyisi mi siz şehre inmeyi bekleyin alışveriş için.

Küçük yemek molamızın ardından Venedik'e doğru yola çıktık.Venedik'e gitmek için önce Mestre adı verilen yeni şehre geliyorsunuz.Burası artık nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı ve eski Venedik'le hiç alakası olmayan bir bölge.Mestre'ye girerken bir şok daha yaşıyorsunuz ve İtalyan şehirlerinin çoğunda ziyaret için bir ayakbastı parası ödendiğini görüyorsunuz.Bu para şehrin önemli gelirlerinden birini teşkil ediyor.Mestre'den vapura binerek Venedik'e doğru yola çıkıyoruz. Vaporettolar Venedik'e seyahatin en eğlenceli yolu.Eğer isterseniz Mestre'den kalkan trenleri de tercih edebilirsiniz ama ben Venedik'e girişteki o muhteşem manzarayı kaçırmayın derim.

Venedik ; kuzey İtalya'nın doğusunda Adriyatik denizi kıyılarında karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demir yolu köprüsü ile bağlanan , yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehri.Venedik'te adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprü bulunuyor.Venedik ; tarih boyunca Avrupanın en önemli ticaret başkentlerinden biri olmuştu.Bu ticarette Türklerin payı çok büyüktü.Bu sebeple bölgede bir çok yerde Osmanlı izlerine rastlıyorsunuz. Şimdiyse Venedik'te yaşayanların %50'den fazlası geçimlerini turizmden sağlamaktadırlar.Bugüne kadar ki rekor bir günde 150.000 turisttir.Aman dikkat bu kadar turistik olması ve herşeyin deniz yoluyla taşınması sonucu fiyatlar İtalya'nın geneline göre %10 daha pahalıdır.

Venedik'te karaya ayak bastığında hayranlıkla ortalığı seyretmeye koyuluyorsunuz. Aman ha bu arada grubu kaçırmayın.Gerçi Venedik küçük bir yer olsada kaybolma riski her zaman var.Ama bu durumda unutmayın Venedik'te duvarlarda yolu gösteren tabelalarla çok kolay bir şekilde St.Marco Meydanı'na ulaşırsınız.Bu yüzden birileriyle buluşacaksanız en iyi tercih St.Marco Meydanı olacaktır.

St.Marco'ya doğru giderken sizi ilk önce Dükler Sarayı karşılıyor.Tarih boyunca Venedik'in Mahkemesi olarakta kullanılmış bu binanın arkasında "iç geçirme köprüsü" var ki ekteki resimde görüyorsunuz.Bu köprüden geçen mahkumlar hapishaneye gitmeden önce son bir kez şehre bakar ve iç geçirirlermiş bu yüzden köprünün adı iç çekme köprüsü.St.Marco Meydanı, Şehrin en güzel anıt binalarından Dükler Sarayı ve Sansoviane Kütüphanesinin her iki yandan sınırladığı ve St.Marco Kilisesi ile sonlanan bir alandır. Alan ilk kurulduğunda pazaryeri olarak tasarlanmış ve kullanılmışsa da 1536 yılından sonra alanın temiz tutulması amacıyla burada pazar kurulması yasaklanmıştır. Alanın deniz tarafında, her iki tarafında birer tane sütun yer alır. Birinin üzerinde St.Marco'dan önce şehrin korucusu olan Bizans Kraliçesi Teodora'nin heykeli diğerinin üzeride ise Kentin koruyucusu St.Marco'yu sembolik olarak temsil eden ve Venedik'in de sembolü olan bronz bir aslan heykeli yer alır.

Meydan şu anda çok güzel cafelerle çevrili.Buralarda oturup St.Marco'nun hareketini seyrederken bir çok yerde canlı olarak verilen klasik müzik konserlerinin de tadını çıkarabiliyorsunuz.Bu yerlerdeki fiyatların şehrin içindeki restoran ve cafelere göre daha pahalı olduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim.

Venedik Katedrali olarak da tanınan St.Marco Kilisesi,828 yılında Mısır'ın İskenderiye kentinden Venedikli iki tüccarın getirdiği St.Marco'ya ait rölikler ( kutsal sayılan birine ait vücüt parçaları veya eşyalar)i muhafaza etmek amacıyla yapılmıştır. Kilise,yapı plan olarak Bizans Mimarisinde bir dönem sıkça uygulanan Yunan Haçı (+) planındadır. Dört eşit kolun her biri bir koridor ve kolların kesişiminde oluşmuş bir orta açıklık planın esasını oluşturur. Her kol ve orta açıklık birer kubbe ile örtülüdür.Kubbeler pandantifler yardımıyla ayaklara ve sütunlara otururlar. Yapının içinde kubbe içleri, pandantifler , kemer ve tonozlar , dışta ise ön cephede yer alan kemer alınlıkları mozaik tekniği ile resimlenmiştir. Resimlerde İncil'de yer alan özellikle Hz.İsa'nın hayatı ve mucizeleri ile St.Marco'nun hayatıyla ilgili konular işlenmiştir; ayrıca dekoratif amaçlı olarak bitki motifleri de özellikle kemerlerde görülür. St Marco Kilisesi Bizans Mimarisine öykünülerek planlanmış olmasına rağmen her dönemde getirilen bir çok parça ile Gotik, İslam ve Rönesans Üsluplarının özelliklerini de taşır.1204 yılında Constantinapolis'e, Osmanlıya karşı güç oluşturmak için gelen Haçlı Ordusu, kenti yağmalamış, Bizans Devletinin bir dönem yıkılmasına da sebep olmuşlardır.Bu orduyu oluşturanlardan bir gurubu da Venediklilerdir. Yağmaladıkları sayısız eser arasında bronz 4 at heykeli ve Doğu Roma Ve Batı Roma İmparatorlukları 'nın birliğini sembolize eden Tetrark adlı 4 figürden oluşan heykeller en bilinenlerdir. Bugün St.Marco Kilisesi'nin cephesinde yer alan bu heykellerden Tetrark heykelinin kırık bölümü yakın zamanda kazılarda İstanbul'da çıkmış ve Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Oysa Venedik'te bu heykelin ve daha birçoğunun nereden geldiği belli değil veya Suriye kökenli olduğu söylenir. Hem 4 at heykelinin hem de Tetrark heykelinin orijinalleri St.Marko Kilisesi Müzesindedir. Müze bölümüne St Marco Kilisesi'nden ayrı olarak ücret ödenerek girilir.

St. Marco Meydanından kuzeye doğru ilerleyerek Grande Canale(Büyük Kanal) ve Rialto Köprüsüne ulaşıyorsunuz.Bu ikinci köprü Büyük Kanal üzerindeki en eski köprüdür. Orijinali ahşap olan köprü 1440 yılındaki onarımda adeta yeniden ve yine ahşap olarak yapılmış ve bu onarım sırasında köprüye dükkanlar da ilave edilmiştir. Ortadan, gerektiğinde açılarak büyük deniz taşıtlarının da geçebildiği Rialto Köprüsü'ne bu özellik 16. yüzyılda kazandırılmıştır. Bugün köprü üzerinde 24 adet dükkan, arkadlı bir düzenlemeyle, yer alır.Köprünün arkasında pazar yeri ve küçük küçük dükkanlar var ki bence alışveriş yapmayı düşünüyorsunuz en uygun yerler burası.Venedik'e gidip mutlaka bir mask edinmedinizi tavsiye ederiz.Fiyatları 15 Euro'dan başlayıp çok yüksek fiyatlara ulaşabiliyor.Bir de pazar içinde Gepetto insanın pinokyo kuklalarını,murano cam eşyalarını ve ya burano dantellerini bulabilirsiniz.Ben cam eşya alırken dikkat edin derim çünkü Venedik'te satılanların genelde uzak doğudan gelen fabrikasyon ürünler olduğu ve hand made cam olacaksak mutlaka Murano'daki, fabrikalardan almamız gerektiği konusunda bizi uyardılar.

Rialtodan çıktıktan sonra Venedik sokaklarında kaybolmaya karar veriyoruz ve dalıyoruz şehrin sokaklarına.Küçük cafeler,rengarenk mağazalar.Venedik tam bir renk cümbüşü.Her an karşınıza partilerden birinden fırlamış maskeli birileri çıkabiliyor.Ve şehrin her yerindeki gondollar.Gondola binmeden Venedik'te olduğunuzu anlayamıyorsunuz diyorlar ve hemen kendimizi bir gondola atıyoruz bizde.O arada öğreniyoruz ki gondolcular öğle saatlerinde arya söylemiyorlarmış.Çünkü insanlar öğle saatlerini uyuyarak geçirdiğinden şarkı söylemeleri yasaklanmış.Biz 'o sole mio" 'yu kendi kendimize mırıldanarak geziyoruz büyük kanalda.Venediği gondolla dolaşmak hakikaten keyifli.Bu arada önünden geçtiğimiz her güzel yeride kafamıza kaydediyoruz burayada gelelim diye.

Gondoldan indikten sonra sokak turumuza devam ediyoruz.Bu arada İtalya gezimiz boyunca bize en çok faydası olan şeyi keşfediyoruz,küçük marketleri.İtalya geziniz boyunca en çok parayı yemek ve suya ödeyebilirsiniz.Bu küçük marketler bu konuda yardımınıza koşuyor.Biz o ana kadar bir lt'lik suya en az 2 EUR ödemiş idik fakat markette 50 cente rahatlıkla su alabiliyorsunuz.Ayrıca tüm şehirlerde sokaklarda çeşmeler var ve çeşmelerin suyu içilebiliyor.Bu yüzden şişenizi bu çeşmelerden rahatlıkla doldurabilirsiniz.Eğer sizde bizim gibi günlük yemek giderinizi belli bir rakamda tutmak ve akşam yemeklerinde canınızın istediğini yemek istiyorsanız bu marketlerden öğlen için çok hoş atıştırmalıklar alabilirsiniz.

Venedik sokaklarındaki turumuzun ardından yemek yemek için oradaki lokantalardan birine girdik .Efendim italya'da bir çok çeşit restoran olduğunu duymuştum.Ristoranteler,trattorialar ve pizzerialar bunlardan bir kaçı.Biz genelde ufak trattoriaları tercih ettik.Yerli halkı gözlemlemeye çalışıp onların rağbet ettiği restoranlara gitmek tüm geziler için genel bir öneri olabilir.Hatta onlardan fikir bile alabilirsiniz.Bu sayede yöresel yemekleri uygun fiyatlara tatma şansınız olacaktır.Muhteşem bir spagettinin ardından otelimize dönmek üzere yola çıktık .Ve Venedik'in geceleri ne kadar muhteşem göründüğüne şahit olduk.Görülmesi gereken her yer o kadar güzel ışıklandırılmış ki sizi rahatsız etmediği gibi dikkatinizi çekebiliyor.

Ertesi gün rotamızda Venedik'le birlikte Venedik'e bağlı iki ada Burano ve Murano'da vardı.

Murano cam işçiliğiyle ünlü bir ada.Anlatılanlara göre Venedik hükümeti zamanında cam işçiliğiyle ünlü ustaları (1291 yılında) Murano'ya kelimenin tam anlamıyla hapsediyor.Cam işçiliğiyle ilgili sırların çalınmaması için tüm ustaları Murano'ya gönderiyor ve adadan çıkmalarına kesinlikle izin vermiyorlar.Aileleriyle birlikte Murano'ya yerleşen cam ustaları kuşaklar boyu çocuklarına sanatın inceliklerini öğretiyorlar.Ada cam ocaklarıyla çevrilmiş bir durumda ve genellikle turistler için özel cam işleme seanslarıda düzenliyorlar.Eğer bu tip şeylerden hoşlanıyorsanız benim gibi kendinizi kaybetmeniz ve Türkiye'ye bir valiz dolusu cam eşya'yla dönmeniz mümkün :)

Burano adası ise el yapımı dantelleriyle ünlü bir ada.Burano dantelleri bizim bildiğimiz danteller gibi el ile örülmüyor.Özel bir şekilde dokunuyor.Bu konuda ustalık kuşaklar boyu aile içinde devrediliyor.Yalnız öğrendiğimiz kadarıyla gençlerin bu sanata ilgisi olmadığı için kaybolma tehlikesi taşıdığı ve şu an en genç dantel ustasının 35 yaşında olduğuydu.Orta boy bir dantelin bir haftada dokunduğunu öğreniyoruz.Çok zahmetli ama ortaya çıkan sonucu çok güzel bir çalışma.Bu yüzdende Burano dantellerinin fiyatlarıda çok yükseklerde seyrediyor.Bu adadan bir hatıra almak istiyorsanız içinde küçük bir parça dantel olan anahtarlıkları öneriyorum.
Adanın bir diğer özelliğide rengarenk evleri.Burano aslında bir balıkçı adasıymış .Analatılanlara göre gece sarhoş bir şekilde eve dönen balıkçıların evlerini bulabilmeleri için evleri ve sandalları aynı renge boyanırmış.Bu gelenek halen devam ettiğinden resimde de görebileceğiniz gibi Burona dünyanın en renkli yerlerinden biri.
Bundan sonraki durağımız Floransa..Devam edeceğiz.

8283
0
0
Yorum Yaz